Ekranlar evin açık kapısıysa: iç yasakçıyı büyütmek

İletişim5 minTahassungâh Heyeti

Yüzsüz bir figür açık bir kapının eşiğinde duruyor. Kapının arkasında parlak ekran ışıkları, figürün göğsünde ise küçük sıcak bir ışık görünüyor.

Akşam yemeği hazır. Sofrada herkesin elinde bir telefon var. Küçük çocuk “Baba, bana bak” diyor. Baba “Bir dakika” diyor ama gözünü ekrandan ayırmıyor. Çocuk bir süre bekliyor, sonra kendi tabletini alıyor. Sofra sessiz, ama sessizliğin içinde hiç kimse yalnız değil gibi görünüyor.

Kitap bu sahneyi şu benzetmeyle anlatır: ekranlar evin açık kapısıdır. Eskiden evi korumak için kapıyı kilitlemek yeterdi. Bugün internet ve akıllı cihazlar kapıyı açık bırakıyor ve her türlü içeriği yatağın ucuna kadar getiriyor.

Kitap teknolojiyi baştan kötü saymaz. Onu bir nimet olarak görür. Sorun, bu araçların büyük bölümünün hevese, israfa ve faydasız işlere harcanmasıdır. Kitap böyle bir kullanımın insanı tembelliğe ve asıl vazifelerinden uzaklaşmaya sürüklediğini söyler.

Kitap küçük yaşta ekranla tanışan çocukların beyninde haz eşiğinin yükselebileceğini aktarır. Böyle bir çocuk sıkıldığında ya da üzüldüğünde hemen ekrana kaçabilir. Bu aktarım konunun neden ciddiye alınması gerektiğini gösterir.

Yasak yetmezse ne yetişir?

Yalnız yasak koymanın yetmeyeceğini kitap burada söyler. Sadece dışarıdan konan bir yasak çocuğun merakını artırabilir ve onu gizli kaçamaklara itebilir. Önerilen, çocuğun kalbinde bir “iç yasakçı” kurmaktır ve buna takva denir. Çocuk kimse bakmazken bile “Bu doğru değil” diyebilen bir vicdani bekçi taşır.

Bu iç yasakçı büyükleri örnek alarak büyür. Kitap şu sahneyi hatırlatır: baba işten gelince köşesine çekilip telefona gömülüyor, anne ev işleri arasında sosyal medyada kayboluyor. Çocuk bundan ekranın en değerli iş olduğunu öğrenir.

Kitap “kontrollü özgürlük” ilkesini önerir. Ebeveyn ekran süresini önce kendisi sınırlar. Telefonun yerini sohbet, oyun ve ailece yapılan ortak okumayla doldurur. Çocuk aidiyeti ve heyecanı bu şekilde evde bulur.

Kitap bir yanılgıyı özellikle işaret eder: “sanal” kelimesi. Bu kelime “gerçek dışı, sorumluluğu olmayan” bir yer izlenimi verir. Ekranın arkasında yapılanlara da bir hesap vardır. Kitap fiziksel hayatta hayâyla davranan birinin ekranda bu maskeye sığınıp normalde yaklaşmayacağı şeylere dalabileceğini anlatır.

Kitap bedava gelen içeriklere karşı da dikkat ister. Sokakta tanımadığınız biri size bir şey bedava verse şüpheyle karşılarsınız. Dijital dünyadaki “ücretsiz” hizmetler için de aynı şüphe gerekir. Kitap bu hizmetlerin asıl bedelinin para ile değil, insanın iradesi ve alışkanlıklarıyla ödendiğini söyler.

Eşler arasında yasakçı konusu başka bir biçimde çıkar. Kitap, eşinin sadakatini test etmek için gizlice telefonunu ve çekmecelerini karıştıran birinin “dış yasakçı” tutumunu anlatır. Bu davranışın güveni zedelediğini, eşi sürekli suçlu gibi hissettirdiğini söyler. Kitaba göre korkuya ya da yakalanma endişesine dayanan sadakat kalıcı olmaz.

Kitabın önerisi iç durdurucu. Kişi yalnız kaldığında bile “Beni kimse görmüyor ama bu doğru değil” diyebilmeli. Kitap sadakati ortak bir sorumluluk bilincine bağlar: “Bizi her an gören ve bilen bir Şâhidimiz var.” Bu bilinç gözetlemeden çok daha sağlam bir temel kurar.

İç yasakçıyı büyütmek günlük küçük alışkanlıklarla olur. Kitap bu mekanizmayı “zihinsel jüri” ile ilişkilendirir. İç durdurucu görevini gören jüri, kişinin yalnız kaldığında bile dürtülerini frenlemesini sağlar. Bunun işlemesi için çocuğun ve eşin kendi kararını verebileceği küçük alanlar gerekir.

Çocukla ekran kuralını birlikte konuşun. Kitap kontrollü özgürlükten söz eder. Yani sınır vardır, ama sınırın nedeni anlatılır ve çocuk kuralın bir parçası olur. Yemekte telefon neden yok, yatakta ekran neden yok? Bunlara ailece cevap bulun.

Kitap eşler için şunu söyler: bir eş Yaratıcısına ve eşine karşı derin bir iç sorumluluk hissetmiyorsa dışarıdaki hiçbir polis ya da teknolojik şifre onu alıkoyamaz. Bu yüzden sadakat konusunu telefon şifreleriyle değil, “Biz bunu birlikte nasıl koruruz?” sorusuyla konuşun.

Kitap takvayı yalnız korku olarak tarif etmez. İlahî sınırları koruma, hesap verebilirlik şuuru ve iç sorumluluk hissi taşımak olarak anlatır. Bu his zorla verilmez, örnekle ve sohbetle büyür.

Çocuk küçükse bu sohbet kısa olur. “Bunu kimse görmese de yapar mıydın?” gibi tek bir soru yeter. Cevap kadar, sorunun çocuğun içinde bir ses bırakması da önemlidir.

Sources

Related content

All articles

Ask for your own family

Sign up; 3 questions on us, every answer sourced.

Start free